Yetmişe kadar uzanmaz belki fakat yedisinden epey ötesine kadar neredeyse herkes acayip bir koşturma, buna rağmen yetememe, geçen vakti idrak edememe, dilediğince yaşayamama konularında hemfikir. Bu kimseler -bilhassa sosyal medya vasıtasıyla- özenle çizilen verimlilik abidesi yapay portrelere gıpta ediyor. Hatta onları kendi hayatına hükmedebilmesine vesile olacak mehdiler olarak görüyor. Söyledikleri üç beş sözü gününe çekidüzen vermek için kısa bir vakit aklında tutuyor, belki tatbik ediyor, tatbik etse dahi başarılı bir neticeye ulaşamıyor. Peki, nedir bizim derdimiz? Veyahut devamız nerededir?
Koşturmayla geçtiği zannedilen kaotik günlerde de bu vaziyetin doğurduğu verimsizlik, yetersizlik hissinde de postmodern yaşantının payı büyük. Birçoğumuz yirmi dört saat içerisinde sayısız kimliklere bürünmekteyiz. Bir gününüzü şöyle bir değerlendirin. Farklı çevrelerde sorumluluklarımız, davranış kalıplarımız, hissiyatımız ciddi değişime uğrar. Bazılarımızın ayrı kimlikleri arasında uçurumlar vardır. Daha önce bir yakınınızın hiç görmediğiniz bir kimliğine tanıklık edince çok şaşırdığınız olmadı mı? Bizi bu kargaşaya postmodern hayat itti, biz de dur diyemedik. Parçalanmışlık idrakimize zeval getirdi, zaman algımız hasarlandı, hayata verdiğimiz kıymet yıprandı, ondan beklediklerimiz azaldı. Vakit bir hışımla gelip geçiyor. Birbirinin kopyası günlerin içerisinde üç beş mecburiyet arasında dolanıp dururken mesele epey mekanikleşti. Gönlümüzce eğleşmek şöyle dursun yahu ben ne yapıyorum diye soracak kadar bile duraklamıyoruz. Sizde hâl böyle iken biri karşınıza çıkıyor ve severek yaptığı işini, keyif aldığı rutinlerini, aksatmadığı hobilerini, istikrarla muhafaza ettiği üretme gayretini kusursuz biçimde size yansıtıyor. Vasat bir tabirle hayatı sorgulamanızın çapı da burada kalıyor.
Meselenin esas şifası kimliklerinizi azaltmakta saklı. Olmadığınız kişiye bürünmeye çalışmayın, başka hayatların daimî seyircisi olmaktan vazgeçin, birey olarak yetebileceğiniz sınırlara çekilin, herkese ve her şeye aynı anda yetişmenin mümkün olmadığı kabullenin. Bunların yanı sıra hayatın şaşırılacak bir başarı öyküsü yazmak için verilmiş bir şans olmadığında da anlaşalım. Ne demek istiyorum, şöyle detaylandıralım: Öncelikle kim olduğunuzu ve gayet tabii kim olmadığınızı düşünün. Sizi olmadığınız birine dönüştüren şeylerden olabildiğince uzak durun. Ardından zaman algınızı yitirmenize sebebiyet veren şeyleri tespit edip hayatınızdan çıkarın. Anda kalabilmek anın farkında olabilmekten geçer. Bunu ise en çok teknoloji manipüle eder. Teknolojinin bunu nasıl becerdiği başka bir muhabbetin konusu fakat buraya teknolojiyle aramıza mesafe koymakta fayda olduğu şerhini düşelim.
Bu adımlar neticesinde bütünüyle bizim hakkımız olan fakat bugüne dek kendi namımıza kullanmadığımız vakitlerde kendimize yakıştırdığımız sıfatlarla bulunmaya başladık. Sıra bu kişi bu vakti nasıl geçirmeli sorusunu cevaplamakta. İnsanî mecburiyetleri hallettikten sonra uğraşmaktan keyif aldıklarınıza dönmelisiniz. Şayet işiniz de uğraşmaktan zevk aldığınız bir konunun profesyonel icrası ise değmeyin keyfinize. Bu tabloda başarı kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. İşinizle keyfiniz pek bağdaşmıyorsa kalan vakitlerinizi israf etmemek çok mühim. Bu vakitleri asla herkese ve her şeye yetişmek için harcamayın. Limitleriniz olmalı. Örneğin bir hafta sonu akşamı sevdiklerinize kahve içmek pek isabetli bir tercih iken bütün hafta sonunu onunla bununla, orada burada geçirmek berbat ötesi olabilir. Hele ayıp olmasın kaygısıyla reddedemeyişleriniz bu vaziyetin esas mümessili ise epey hatalı bir bakış açısına sahipsiniz. İdeal bir hafta sonu kendinizi dinlediğiniz ve duyduğunuz sese kulak vererek tasarladığınız bir hafta sonudur. Ayrıyeten vaktinizin bir bölümünü kendinizle geçirmeye özen gösterin. Ancak yalnızken yeterince etkili düşünebilirsiniz. Yalnızlığa yolculuğun eklenmesi düşünme randımanını arttırır. Sırf bunun için şehirlerarası yolculuğa çıkmaya kalkmayın, şehrin gürültüsünden uzak bir yerde yürümek de kâfi gelecektir.
Bu saydıklarımın bireyi mutlu hissettirmeye yeteceğine inanırım. Kendi gayretim de bunları tatbik etme yönünde. Nitekim başarabildiğim müddetçe daha iyi hissettiğimi söylemeliyim. Aksi hâlde bu satırları yazmak size kötülük etmek sayılmaz mı?
Modern düşünce ve kültürün getirdiği temel kavram ,perspektiflerin çevrenin etkisiyle şekillenip 'el alem ne der? ' başlığı altında yaşamanın sorunları ile karşı karşıyayız. Elbette ki sadece bu postmodern de görülen bir sıkıntı değil bu . Ama insanların teknolojiyle bütünleşmesi her şeyin sadece maddi anlamda değil manevi anlamda kayıpların olmasıyla ne yazık ki ortada . Yazınızda da belirttiğiniz gibi 24 saat içerinde farklı kimliklere bürünüyoruz, acaba neden? Bu sorunun cevabı açık bir şekilde dururken dehlizlere dalıp kaybolmanın mantığı yoktur diye düşünüyorum. Kendine dönüp bakabilen insan ; gökyüzünün maviliğine bakıp ,tenine değen rüzgarı hissetmeye fırsat verdiği zaman mutluluk da ,gülümseme de kaçınılmaz olup yüzümüzde küçük tebessümler belirecektir..